Erzurum’da kahvehaneler bir başkaydı!

50 yıl öncesinde şehrin her köşesinde yer alan kahvehanelerinde kültür ve sosyal hayatın en canlı olduğu mekanlarındandı. Masa oyunu gibi sebeplerden çok sohbet için bir araya gelen insanların doldurduğu eski kahvehaneler, bugün de birçok yerde yeniden bu şekli hayata geçirmeye çalışıyor. Özellikle fasıl, aşık atışmaları gibi bazı unsurlarla maziye hasret duyuran bazı kahvehanelerimizin sayısı da oldukça fazla. Şimdi size eskiden kahvehane kültürümüz hakkında birtakım bilgiler vereyim:

Kış Erzurum'da uzun geçer. Dışarı soğuktur. İnsanların gideceği tek kapalı mekânlar kahvehanelerdir. Yolların kapalı, ulaşımın zor olduğu şehirdir. Bu nedenle kahvehaneler birer okul görevi yapardı. Kahvehanelerde geçmiş günümüze taşınmış, şifahi kültür, sözlü gelenek kuşaktan kuşağa nakledilmiştir. Halk ozanları, şairler, meddahlar asırlarca Türk kültürünün öğelerini kuşaktan kuşağa; köy odalarında, er kişi odalarında, bey konaklarında ve kahvelerde sazla, sözle uzun kış gecelerinde anlatarak bu görevi yapmışlardır. Özellikle köy odalarında hikâye ve Siret okuyarak sözlü edebiyatı zenginleştirdiler. Şehirlerde kahvehaneler âşıklık geleneğinin devamını sağlamakla kalmadılar, yeni âşıkların yetişmesini temin ettiler. Kerem ile Aslı, Âşık Garip ile Şahsenem, Leyla ile Mecnun ve diğer halk hikâyeleri, koşmalar, dudakdeğmezler, deyişler uzun kış gecelerinin en eğlenceli öğeleriydi. Kahvehaneler sabah namazıyla açılırdı. Sabah namazını kılan cemaat soluğu kahvede alır, yeni demlenmiş çayını yudumlarken günün ilk sohbetini de yapardı. Çayını içen esnaf doğruca dükkânına giderek besmeleyle dükkânını açar, helalinden rızkını isterdi. Bu kahvehaneler genellikle Gölbaşı, Mahallebaşı, Tebriz kapı, Gürcükapı ve Erzincankapı civarında idiler.

ERZURUM’UN BELLİ BAŞLI ESKİ KAHVEHANELERİ

Gombosto'nun Kahvesi: Gölbaşı'nda Gümrük Hamamı'nın yanında bulunurdu. Çay içmeye gelen her müşteri taze çayını ister, bunun üzerine Gombosto " Anan öle Gombosti, her gelen taze çay istiyor" ifadesini kullanırdı. Bu ifade dillerde dolaşırdı.

Müştak'ın Kahvesi: Nazik Çarşı'da eski Kuru Hapanın karşısında müşterilerine hizmet verirdi.

Topal Şükrü'nün Kahvesi: Mahallebaşı'nda tuvaletlerin karşısında müşterilerini ağırlardı.

Ağa'nın Kahvesi: Mahallebaşında otçuların içinde bulunmakta, faytonculara ve at arabacılara hizmet vermekteydi. En büyük özelliği iki çay birden getirilir ve ikisi 25 kuruştan satılırdı.

Remzi'nin Kahvesi: Heykelin yanında, evkaf vekâletinin mülkünde müstecir olarak hizmetini sürdürdü.

Lütfü'nün Kahvesi: Mahallebaşında Hacı Fikri Günaydın'ın yanındaki yerinde hizmet verirdi.

Erzurum’da çaya ait ayrı bir kültür vardır, bu yüzden dışarıdan gelen birisi ilk karşılaştığında şaşkınlığını gizleyemez.

Erzurum çay kültürü hakkında kısa bir kaç bilgi vermek istiyoruz

Erzurum'da çay genelde , açık içilir (Çok fazla demlenirse çayın acıyacağı düşünülür. Ayrıca çok içebilmek için de renginin açık olması gerekir.)

İŞTE ÇAY BÖYLE İÇİLİR

Çay, her bardakla içilmez. Bardağın şekli hatta şekerin nasıl olduğu bile önemlidir. İlle de ince belli cam bardak, tercihen beline altın yaldızlı şerit çekilmiş helli bardak olması gerekir. Çay, yanında limon olmadan ortaya getirilmez. Çay, demlikten, yaprakları süzülmeden doldurulur; otlu otlu içilir. Semaver çayı da çok meşhurdur. Erzurum çay kültürünün önemli noktalarından birisi semaver çayıdır. Kahvehanelerde de evlerde de çayın yanında çay kaşığı getirilmez.

- Erzurum Haber, Kültür Sanat bölümünde yayınlandı
https://www.erzurumhaber.com.tr/haber/1522129/erzurumda-kahvehaneler-bir-baskaydi