Erzurumlu olup da bu türküleri dinlememek olmaz

Doğunun büyük illerinden Erzurum zengin ve kültürel yapısının yanı sıra yöresel ezgileriyle de ön planda. Birçok medeniyete ev sahipliği yapan illerimiz arasında bulunan Erzurum’un yöresel türkülerini sizler için derledik.

Büyütmek için resme tıklayın

SARI GELİN

Erzurum yöresine ait olan bu türküyle ilgili, Azeri ve Ermeni türküleri olduğuna dair iddialar bulunmaktadır. Erzurum yöresine ait olduğunu savunanlar türküyü Kurtuluş Savaşı yıllarına dayandırmaktadır. "Sarı Gelin “in Ermeni kızı olduğunu, türkü, bir dadaşın bu kıza olan aşkını anlattığı söylenmektedir.

ELEDİM ELEDİM HÖLLÜK ELEDİM

Türkü Muharrem Akkuş ve Yücel Paşmakçı ‘ya aittir. Türkünün hikâyesi hakkında kesin bir bilgi olmasa da rivayetlere göre şöyle anlatılmaktadır:

Genç evli bir çiftin çocukları olmamaktadır. Bu nedenle onlarda kimsesiz bir erkek çocuğunu evlat edinirler. Kadın ile çocuk arasında fazla yaş farkı yoktur. Kadının kocası genç yaşta ölünce, kadın dul kalır. Evlatlığına âşık olan kadın, bunu kimselere diyemez. Oğlan askere gider ve askerde ölür. İşte bu gizli sevdanın türküsü olduğu söylenmektedir.

KARA CAMIŞLARI SALDIM BAYIRA

Zamanın birinde Erzurum’da bir çoban varmış. Erzurum ağzında ‘Camış’ olarak bilinen mandalara çobanlık yaparmış. Gün gelmiş evlenmek için gün saymaya başlamış. Düğün de gelip dayanmıştır. Hiç yeni elbisesi olmamıştır. Düğün için kendine bir takım bulmuş. Hem de lacivert bir takım! "Güveyinin elbisesi eski" demesinler diye.

Ve gelir düğün günü. Bir yanda davul zurna, bir yanda saz söz. Çobanı herkes çok sever, yardım edermiş. Kimisi davul tutmuş, kimisi düğün aşını yapıyor. Kimi de, bir tokluyu boynuzundan çekip, bağlamış çobanın evinin önüne. Köylü bir can gibi olmuş çobanın düğününde. Herkes düğünün sahibi, herkes düğünün çağrılısı. Kimi halay çekiyor, kimi su dağıtıyor. Kimi de yer sofralarına çeki düzen veriyor. Güveyi derseniz çok mutlu. İçi içine sığmıyor. Nişanlısına kavuşacak bir yandan, köylünün dayanışması, yardımı mutlu ediyor bir yandan.

Camışları sabahın erken saatlerinde vurmuş bayıra. Başlarında da bir çocuk bırakmış. O günlük bakıyor. Yarından sonra geçecek yeniden sürünün başına. Bir yandan lacivert elbisesine bakıyor sık sık, öte yandan sığırları düşünüyor. "Allah vere bir aksilik olmasa. Elin ekinine girip, ziyan vermese hayvanlar. Vuruşup birbirini yaralamasa camışlar" diye geçiriyor içinden. Akşam yakın. Gelin, neredeyse getirilecek. Kız evinden, kızı almaya gitmiş kalabalık. Güveyin yanında yalnızca iki sağdıcı var.

Uzaktan sürüyü teslim ettiği çocuk görünür. Nefes nefesedir. "Seyfettin emmilerin camışıyla, Menco dayının camışı birbirine girdi. Kıran kırana düvüşüyorlar" der. Güvey ne yapacağını şaşırır. O, sağdıçlara bakar, sağdıçlar ona. Gelin geldi gelecek. Davulun sesi yaklaşıyor. Menco'nun camış gelir gözünün önüne. Elinde büyümüştür. Malaklığını bilir. Ya öteki, kıyamazsın bakmaya. Birinden biri yıkılacak alana. Davulu da, gelini de unutur bir anda. Bir koşu tutar yolu. Dövüş alanına ulaşır. Sağdıçlar da peşinde. Girer kavga eden camışların arasına. Camışlar dövüşe dövüşe bayırdan aşağı inmişlerdir. Çayıra ulaşıp, ikisi iki yana çekilmiştir. Yani dövüşün tam ölüm kalım anıdır. İki camış birbirinden yüz metre kadar uzaklıkta, ayaklarıyla otları kazıyor. Burunlarından alev fışkırıyor sanki.

Çoban iki camışın ortasına geçer. Her zaman yaptığı gibi kollarını açar iki yana. Açar ya, bu çoban eski çoban değil ki! Partal giysiler, yerini lacivert takıma bırakmıştır. Her günkü giysiler nerde, lacivert elbise nerde? Bu giysilerle değil camışlar, kırk yıllık arkadaşı görse tanıyamaz çobanı. Camışlarda tanıyamazlar çobanı.

Camışlar iyice eşinip kızdıktan sonra, hızla koşmaya başlarlar. Öyle bir hızlanırlar ki, çoban ortalarında kalır. Kenardan durumu seyreden sağdıçlar heyecanlı. Camışlar vardı varacak. Hiçbir durma belirtisi yok. Hızları artıyor üstelik. Çoban kendinden emin. Hareketsiz duruyor. Her zamanki gibi, gelip bir metre yakınında duracaktır camışlar. Sonra biri bir tarafa; öteki öbür tarafa yayılacaktır.

Ama öyle olmuyor bu kez. Çobanı yeni elbisesiyle tanıyamıyor camışlar. Kokusunu alamıyorlar. Öyle bir vuruşuyorlar ki, aradaki çobanın kemik sesleri geliyor. Sonra kıpkızıl kana boyanıyor lacivert takım elbise.

Haber köye ulaştığında, gelin indirme havasını çalan davullar susuyor, zurnalar çalmaz oluyor. Yeni gelinin elleri koynunda kalıyor. Ve olay halkımızın yaratıcı diliyle, "Kara camışları saldım bayıra" türküsüyle dilden dile dolaşarak günümüze aktarılıyor.

ELA GÖZLÜM BEN BU ELDEN GİDERSEM

Erzurum yöresinden Hulusi Seven ve Emin Aldemir'e ait türküdür. Birçok ünlü sanatçı tarafından seslendirilmiş, sevilen bir türküdür.

Ela gözlüm ben bu elden gidersem,

Zülfü perişanım kal melul melul.

Kerem et, aklından çıkarma beni,

Ağla gözyaşını, sil melul melul.

KIRMIZI GÜL DEMET DEMET

Muharrem Akkuş'a ait olan bu eser, Ali adında genç bir delikanlının hikayesini anlatmaktadır. Ali yeni evlenmiş yağız bir delikanlıdır. Daha evliliğinin kırkı çıkmadan askere çağırılmış, sevdiğini annesiyle bırakıp askere gitmiştir.

Epey bir süre geçtikten sonra, köye askerlerin döneceği haberi gelmiştir. Sevinç içerisindeki annesi gelince tren istasyonunda bekleyeceğini, onun hazırlıklara devam etmesini söyler. Hava kararıncaya kadar bekleyen kadın, en sonunda eve döner ve gelinin odasından gelen seslerle şok olur. Namuslarının kirlendiğini düşünen anne, silahı alır ve yorgana doğru mermileri boşaltır. Daha sonra vurduğu oğlanın Ali olduğunu gören anne aklını yitirip yollara düşer...

Kırmızı gül demet demet

Sevda değil bir alamet

Gitti gelmez o muhannet

Sol revanda balam kaldı

A GÜZEL DOLAN DA GEL

Muharrem Akkuş'a ait olan bu eser, Erzurum yöresine aittir. Sevilen türkünün ilk dörtlüğü ise şu şekildedir:

A güzel dolan da gel

Çevreni saran da gel

Ben mayil oldum sana

Yaramı saran da gel

PINAR BAŞINDAN BULANIR

Seyfettin Sığmaz'a ait olan bu eser, Erzurum'un sevilen türkülerinden biridir.

Pınar başından bulanır (Canım Oy)

İner ovayı dolanır (Canım Oy)

Sende çok haller bulunur (Canım Oy)

UYKUDAN UYANMIŞ GÖZLERİ BİR HOŞ

Erzurum yöresine ait olan bu türkü, Aşık Dursun Cevlani ve Muzaffer Sarısözen'e aittir.Türkünün ilk dörtlüğü ise şöyledir:

(Amman)

Uykudan uyanmış gözleri bir hoş

Dedim sarhoş musan söyledi yoh yoh

Ağ elleri boğum boğum gınalı

Dedim yar bayram mı söyledi yoh yoh

VARDIM Kİ YURDUNDAN AYAĞ GÖÇÜRMÜŞ

Erzurum'da çok söylenen, dinlenen ve sevilen bir türküdür. Bayburtlu Zihni'nin gazelidir.Ziyaettin Fahri Bey, Bayburtlu Zihni namındaki eserinde bundan bahsetmiştir. Türkünün sözleri ise şöyledir:

Vardım eşiğine yüzümü sürdüm

Etrafını bütün dikenler aldı

A dileyli leyli leyli a leyli yahu

Yüksek mihrabında yazılar gördüm

Kimbilir ne mutlu zamandan kalmış

A dileyli leyli leyli a leyli yahu

YAZ GELENDE ÇIKAM YAYLA SENİN BAŞINA

Erzurum yöresine ait bir uzun uzun havadır.Gurbet hikayesini anlatmaktadır. Türkü Faruk Kaleli'ye aittir. Sözleri ise şöyledir:

Yaz gelende çıkam yayla senin başına (Canım Başına)

Kurban olam toprağına taşına oy oy

Zalım felek ağu kattı aşıma (Canım Aşıma)

Ağam nerden aşar yolu (Ey) yaylanın (Ey) yaylanıBingöl’ün

BURC ÜSTÜNDE BAYRAKLARI DİKTİLER

Cahit Öztelli'ye ait olan bu eserin geçmişi yaklaşık 250 yıllıktır. Geçmişte Doğu illerimizin ele geçirilmesinin hikâyesini anlatmaktadır.

Burc üstünde bayrakları diktiler

O zaman da Cafer Han'ı vurdular

Adi deyli deyli deyli

Al hançeri vur sineme

Gör içinde neler var

Adi deyli deyli deyli


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Erzurum Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Erzurum Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Sizce Türkiye'nin gelişimi ve güçlenmesi için en çok hangi alanda çalışma/yatırım yapılması gerekiyor?