Evliyalar Şehri Erzurum

Erzurum tarih boyunca birçok evliyaya ev sahipliği yapan şehirlerden biri olarak Evliyalar şehri ünvanlıyla anılmaktadır. Bizde bu unvanın gururuyla sizlere bu değerli şahsiyetleri anlatmak istedik. İşte birbirinden değerle şahsiyetlerimiz:

+1
Haber albümü için resme tıklayın

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI

Anadolu'da yaşayan evliya ve âlimlerin büyüklerindendir. İbrâhim Hakkı 1703 (H.1115) senesinde Erzurum'un Hasankale kasabasında doğdu. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir.

1747'de İstanbul'a giden İbrahim Hakkı orada, Sultan I. Mahmud'un (1730-1745) Saray Kütüphanesi'nde çalışmıştır. Daha sonra onun müderrislik yapması uygun görülüp, Erzurum'da Abdurrahman Gazi Zaviyedarlığı verilmiştir. 1755'de İbrahim Hakkı ikinci kez İstanbul'a gitmiştir ve 1757'de Hasankale'ye dönmüştür. İbrahim Hakkı orada meşhur ansiklopedik eseri Marifetname'yi kaleme almıştır. Orada Abdurrahman Dede Tekkesi Zaviyedarlığına getirilen İbrahim Hakkı Hazretleri, 1763'de tekrar Tillo'ya dönmüş; orada eski hocası İsmail Fakirullah'ın torunu Fatma Azize ile evlenmiş ve 1798'de hastalanarak vefat etmiştir.

ALVARLI EFE HAZRETLERİ

Halk arasında “Efe”, “Efe Hazretleri” olarak bilinen Hâce Muhammed Lutfi Efendi, son asırda Erzurum’da yetişmiş önemli mutasavvıflardandır. 1868 yılında Erzurum’un Pasinler (Hasankale) ilçesine bağlı Kındığı (Altınbaşak) köyünde doğdu.

Efe Hazretleri, ilk tahsilini babası Hüseyin Efendi’den tamamlayarak icazet almış ve 1889-1890 yılında Pasinler’in Sivaslı Câmii’ne imam olarak tayin edilmiştir. İlmi, ahlakı ve karakteriyle halkın sevgisini kazanan Alvarlı Efe, bir süre sonra babasıyla birlikte Bitlis’e giderek Küfrevî Hazretleri’nin tarikatına girmiş, 1894/95 yılında Hazret-i Pir Küfrevî’den halifelik icazeti almış ve onun bir halifesi olarak Hasankale’ye dönmüştür. Daha sonra Hâce Muhammed Lutfî Efendi, Muhammed Küfrevî Hazretleri’nin izniyle Tillo’da Şeyh Nur Hamza’nın yanına gitmiş ve ondan Kadiri tarikatı icazeti almıştır. 1891 yılına kadar Hasankale’de çalışan Efe Hazretleri, bu tarihten sonra merkeze bağlı Dinarkom köyüne tayinini yaptırmış ve 1916 yılına kadar burada ikamet etmiştir. Erzurum ve çevresinde Ermenilerin başlattığı isyan ve katliam üzerine, Ermeni zulmüne karşı mücadele etmek için halkı cesaretlendiren Lutfi Efendi, kendisiyle birlikte gelen bir grupla Rus cephaneliğini ele geçirmiştir. Yaklaşık 60 kişiden oluşan bu milis kuvvet 9-11 Mart 1918’de Türk ordusuna katılmıştır. Lütfi Efendi, Erzurum ve çevresinin Ermeni mezaliminden kurtulmasından sonra görevini Hasankale’ye nakletmiş, burada kendisine teklif edilen Hasankale müftülüğünü kabul etmemiştir. Alvar köyü halkının isteği üzerine 1918 yılında Alvar köyüne yerleşen Efe Hazretleri burada 21 yıl görev yapmıştır. 1939 yılında hastalığı sebebiyle Erzurum’a taşınan Alvarlı Efe, 1956 yılında ebedi âleme göçmüştür, mezarı Alvar köyündedir.

PİR ALİ BABA

Pir Ali Baba 472 yıldır şehrimizde devam etmekte olan Bin bir Hatim geleneğini başlatan büyük zattır. Pir Ali Baba, Dutçu Köyünde (Tuzcu Mahallesi) yaşamıştır. Helveti, Rufai, Kadiri, ve Nakşibendi tarikatlarında şeyhlik makamına yükselmiş, dergahında yüzlerce müritler bulunmuş ve bu dergahtan nice alimler yetişmiştir. Bir rivayete göre; Pir Ali Baba’nın yaşadığı tarihlerde Erzurum’da büyük depremler ve afetler yaşanmaktaymış. Şehrin ileri gelenleri dergâha giderek, Pir Ali Baba’dan felaketlerin bitmesi için dua etmesini istemişler. O gece dergâhta sabahlara kadar felaketlerin dinmesi ve daha beterlerinden Erzurum’un korunması için gözyaşlarıyla topluca dualar edilmiş ve aynı gece, Pir Ali Baba rüyasında Peygamber Efendimiz (S.A.S.) görmüş. Rüyada Efendimiz Bin bir Hatimlerin okunmasını tavsiye ediyormuş. Pir Ali Baba rüyasını ve Peygamberimizin tavsiyesini müritlerine anlatmış ve o günden itibaren de dergâhta hafızlar tarafından hatimler okunmaya başlanmış.

O dönemin padişahları Dutçu’yla ve Yarımca köyleri arasındaki ovayı Pir Ali Baba’nın dergâhına bağışlamışlar. Pir Ali Baba tarafından başlatılan Bin bir Hatim geleneği 1920 yılına kadar kesintisiz devam etmiş ve ne yazık ki 1920 -1950 yıları arası kesintiye uğramıştır. 1950’den sonra Erzurum müftülerinden Solakzâde Sâdık Efendi tarafından tekrar başlatılmış ve 1957 yılına kadar Bin bir Hatimleri okuyan hafızlara Erzurum tüccarlarından toplanan bir miktar para hediye olarak verilmiştir. Her yıl camilerimizde gönüllü imamlar ve vatandaşlar tarafından okunmakta ve duası büyük katılımlarla yapılmaktadır.

ÖMER NASUHİ BİLMEN

1883'te Erzurum'un Salasor köyünde doğdu. Babası Hacı Ahmet Efendi, annesi Muhibe Hanım'dır. Küçük yaşta babasının vefat etmesi üzerine, Erzurum Ahmediyye Medresesi müderrisi ve Nakibüleşraf kaymakamı olan amcası Abdürrezzak İlmi Efendi'nin himayesine girdi. Amcasının ve Erzurum müftüsü Narmanlı Hüseyin Efendi'nin rahle-i tedrisinden geçti. İki hocası da yakın aralıklarla ölünce, 1908'de İstanbul'a giderek derslerine devam ettiği Fatih dersiamlarından Tokatlı Şakir Efendi'den icazet aldı. Uzun memuriyet hayatı boyunca öğretmenlik hizmetinde de bulunan Ömer Nasuhi Bilmen, Darüşşafaka Lisesi'nde yirmi yıla yakın bir süre ahlak ve yurttaşlık dersi okuttu. İstanbul İmam Hatip Okulu'nda ve Yüksek İslam Enstitüsü'nde usul-i fıkıh ve kelam dersleri verdi. Hayatının sonuna kadar ilmi çalışmalarını sürdürdü ve sekiz ciltlik tefsirini emekli olduktan sonra yazdı.

12 Ekim 1971' tarihinde İstanbul'da vefat etti. Edirnekapı Sakızağacı Şehitliğine defnedildi.

HABİB BABA

Şehrimizde Türbesi ile bütün insanların hafızasına yerleşmiş ve ölümü üzerinden 100 yıldan daha fazla zaman geçmesine rağmen menkıbeleri hala belleklerde yaşamış, aynı zamanda bir şehir semtine de ismini vermiş olan Habib Baba, aslen Hindistanlıdır. Babası ile birlikte Bitlis’e gelip Uşşâki Ali Baba’ya talebe olmuştur. Kısa zamanda yetişip kâmil bir velî olmuş ve hocasının emriyle önce Şam’a sonra Erzurum’a gelerek insanlara İslamiyet’i anlatmış, dünyâ ve ahiret saâdetine kavuşmaları için çalışmıştır. 1847 yılında vefât eden Habîb Baba daha önce Timurtaş Paşa Türbesi diye bilinen Erzurum’daki türbeye defnedilmiştir.

HASAN BASRİ

Asıl adı Hasan bin Yesar'dır. Künyesi Ebu Muhammed veya Ebu Said'dir. Aile kökleri aslen Irak’ın Basra kentindendir. Hz.Ömer'in halifeliği sırasında 641 (H.21) senesinde Medine'de dünyaya gelmiştir.

Hasan-ı Basrî, kendi kuşağının en önde gelen şahsiyetlerden biri olmuş, dindarlık, takvâ ve dünyayı kınaması ile ünlü olmuştur. 89 yaşında hicrî 5 Recep 110 Cuma gününde vefat etmiştir.

ABDURRAHMAN GAZİ HAZRETLERİ

Erzurumluların büyük hürmet göstererek, özellikle Cuma günleri ziyaret ettikleri Abdurrahman Gazi Hazretleri hakkında tarihî kitaplarda bilgi çok azdır. Türbesi, Erzurum'un kıble tarafından yarım saat uzakta olan Eğerlidağ (Şığveler Dağı) eteklerindedir. Abdurrahman Gazi'nin Hazreti Peygamber'in sancaktarı olduğu halk arasında yaygındır.

Hazreti Peygamber'in İslam Orduları Erzurum'u fethederken, Sancaktarı Abdurrahman Gazi'nin kellesi bir düşman kılıcı ile koparılır ve yere düşer. Kellesini koltuğuna alan Abdurrahman Gazi elinde bulunan İslam’ın Sancağı'nı Palandöken'in en yüce noktasına dikmek üzere dağa yokuşa koşmaya başlar.

Kellesi koltuğunda, sancağı elinde olan Abdurrahman Gazi Palandöken Dağı'ndaki “Şığvaler" Mevkii'ne gelince dağda bulunan çobanlar evvela dona kalırlar, sonra biri dayanamayıp:

-“Olaaa hele bakın şuraya eskerin kellesi koltuğunda dağa doğru koşuyor”

diye bağırmaya başlar. Abdurrahman Gazi, evliyaullah bir zat kem göz onu orada nazara getirir ve olduğu yere düşer kalır. Hem gazilik hem de Şehitlik rütbesine ermiştir.

ABBAS MEHDİ

Erzurum'un Mehdî Abbas Mahallesine ismini veren bu mübârek zâtın Saltukoğulları devrinde yaşadığı tahmin edilmektedir. Türbenin yakınında Abbas Mehdî'nin yaptırdığı bir de mescid bulunmakta olup son yıllarda tamir görmüştür. Türbedeki dört kabirden yalnız birinin kitâbesi vardır. Bu mezarda Kağızmani medresesini yaptıran Hacı Mehmed'in torunu ve aynı zamanda medresenin ikinci vâkıfı Ahmed Ağa yatmaktadır. Vefâtı 1845 (H.1262)'dir. Medrese ise günümüze ulaşmamıştır.

SEYYİD ABDÜRRAZZAK ALİ EFENDİ HAZRETLERİ

Anadolu'nun manevî zenginliklerinden olan bir alimdir. 1258 (m.1842) yılında Erzurum'da doğdu. Babası, Erzurum Nakibü’l-Eşrafından olup, seyyidlerden Gedâyizâde Muhammed Efendi'dir. Devrinin bilinen ilimlerini tahsil edip Solakzâde Ahmed Tevfik Efendi’den icazet aldı. Daha sonra Ahmediye Medresesi'nde ders okutmaya başladı. Tasavvuf terbiyesini, Şeyh Hakkı Efendi Hazretleri'nden sülukünu ta­mamladı. Baba­sının vefatından sonra Erzurum'un Nakîbü'l-Eşraflığı kendisine verildi. Daha sonra Sümbül Efendi Hazretleri'nin bir manevî işareti üzerine İstanbul'a gelip, onun özel hücresine yerleşti ve elli yıl boyunca bu hücrede ibadetle meşgul oldu. Tekrar Erzurum'a dönerek 1325 (m.1907) yılında Erzurum'da vefat etti. Naaşı, Büyük Camii'nin bahçesinde defnedildi. Abdürrezzak Ali Efendi Hazretleri'nin "Helal ve Haram Risalesi", "Müsâvât-ı Aded-i Hurüfat", "Manzûme-i Nüfüs-ı Seb'a" eserlerinden başka bir de şiirlerini toplayan Divan'ı vardır. Eserlerinden hiçbiri basılmamıştır.

ARAPKİRLİ ÖMER BABA HAZRETLERİ

Anadolu'nun manevî zenginliği olan velilerdendir. Doğum ve vefat tarihleri bilinmemektedir. Yine büyük velilerden Terzi Baba diye bilinen Muhammed Vehbi Hayyat Erzincânî Hazretleri'nin talebelerindendir. Arap­kir'de insanlara irşad hizmetinde bulunması için Terzi Baba Hazretleri tarafından görevlendirilmiştir. Terzi Baba, yüzlerce talebesiyle Anadolu'nun en ücra yerlerine kadar hizmet götüren, insanlara İslamiyet’in anlatılmasını ve İslam ahlakının yayılmasını sağlayan büyük veli Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri'nin halifesidir. Arapkirli Ömer Baba önceleri çok zengindi ve bir paşanın kız kardeşi ile evliydi. Her şeyini İslam için harcadı. Kendisi fakir bir hale düştü. Geçimini sağlamak için çalıştırdığı bir değirmeni vardı. Değirmeni çalıştırdığı sıralarda, bir gün su kesik olduğundan değirmen taşı dönmedi. Buğday öğütmek iste­yenler çaresiz suyun gelmesini beklediler. Uzun zaman su gelmeyince buğday sahipleri: "Baba ekmek yok, çocuklar aç. Bize bir çare bul?" derler. Bunun üzerine Ömer Baba değirmenin koca taşının yanına yaklaşır. Allahü Teala'ya yalvarıp eliyle taşın dönmesini işaret ederek, taşa doğru üfürür. Koca taş onun kerametiyle birdenbire gürültülü bir sesle dönmeye başlar. Buğdayları öğütür. Bu kerameti karşısında yöre halkı onu sever, hürmet gösterir, sözlerini, sohbetlerini can kulağı ile dinlerler. Kövengli Hacı Ömer Hüdayi Baba, onun en meşhur talebesi ve halifesidir.

24 Mart 2018 Erzurum/ Yakutiye- Tarih


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Erzurum Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Erzurum Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Sizce Türkiye'nin gelişimi ve güçlenmesi için en çok hangi alanda çalışma/yatırım yapılması gerekiyor?